KIŞ BAHÇELERİ
Dinmiş denizin şarkısı,
rüzgar uyumakta,
Rıhtım boyu sonsuz bir
üzüntüyle karaltı
Körfez düşünür, Kanlıca
mahzundur uzakta,
Mazi gibi sislenmiş Emirgan
Çınaraltı.
Can verdi kışın sunduğu
taslarla zehirden
Her gonca kızıl bir gül
açarken yolumuzda,
Üstündeki son dallar
ağarmış diye birden
Pas tuttu nihayet suların
rengi havuzda.
Yerlerde gezen hatıralar var
korulukta;
Yapraklar, atılmış nice
mektuplara eştir.
Mehtaba çalan sapsarı
benziyle ufukta,
Binlerce dalın verdiği tek
meyve güneştir.
İçlenme tabiattaki yekpare
kederden,
Yas tutma dağılmış diye
kuşlarla çiçekler.
Onlar dönecektir yine
gittikleri yerden,
Onlarla giden günlerimiz
dönmeyecektir.
Faruk Nafiz Çamlıbel
RUH
Şekilden kesildi ruhun
nasibi,
Karıştı vücudum
karanlıklara.
Zerrede Rabbini bulan kul
gibi
Aşkı sen gözümün
yaşında ara!
İçlenme, saçında aklar
belirdi,
Yüzünde gözyaşı yeretti
diye:
Ateşin gönlüme bir kere
girdi,
Ayırdı içimden beni ikiye.
Nasıl titriyorsa, senin
yerine,
Bir çile saçının
üstünde ömrüm,
Dünyaya gözünü yumarsan
yine
Bir avuç toprakta seni
görürüm.
Faruk Nafiz Çamlıbel
GENÇLİK
Anlattı erenler bir bahar
değil,
Aşıkın ömründe bin bahar
varmış.
Hicranla ağaran bu saçlar
değil,
Sevgisiz kalan kalp
ihtiyarlarmış...
Sorardım sırrını hiç
düşünmeden ;
"Bu fani gönlümün
sevinci neden?"
Beni günden güne meğer
genç eden
Daima değişen
maceralarmış!
Gönlümde kovalar eskiden
beri
Sarışın kumralı, kumral
esmeri.
Dolmadan boşalmaz birinin
yeri.
Gönlümde, anladım, her dem
baharmış.
Faruk Nafiz Çamlıbel
FİRARİ
Sana çirkin
dediler, düşmanı oldum güzelin,
Sana kafir
dediler, diş biledim Hakka bile.
Topladın saçtığı
altınları yüzlerce elin,
Kahpelendin de garez
bağladım ahlaka bile...
Sana çirkin demedim
ben, sana kafir demedim,
Bence dinin gibi küfrün
de mukaddesti senin,
Yaşadın beş sene
kalbimde misafir demedim.
Bu firar aklına
nereden, ne zaman esti senin?
Zülfünün yay
gibi çelik tellerine
Takılan gönlüm
asırlarca peşinden gidecek.
Sen bir ahu gibi dağdan
dağa kaçsan da yine
Seni aşkım
canavarlar gibi takip edecek...
Faruk Nafiz Çamlıbel
SEN NERDESİN?
Caddeden sokaklara doğru
sesler elendi,
Pencereler kapandı, kapılar
sürmelendi.
Bir kömür dumanıyla
tütsülendi akşamlar,
Gurbete düşmüşlerin
başına çöktü damlar...
Son yolcunun gömüldü yolda
son adımları,
Bekçi sert bir vuruşla
kırdı kaldırımları.
Mezarda ölü gibi yalnız
kaldım odamda:
Yanan alnım duvarda, sönen
gözlerim camda,
Yuvamı çiçekledim, sen bir
meleksin diye,
Yollarını bekledim
görüneceksin diye.
Senin için kandiller
tutuştu kendisinden,
Resmine sürme çektim
kandillerin isinden.
Saksıda incelendi yapraklar
senin için,
Söylendi gelmez diye uzaklar
senin için...
Saatler saatleri vurdu çelik
sesiyle,
Saatler son gecemin geçti
cenazesiyle,
Nihayet ben ağlarken
toprağın yüzü güldü,
Sokaklardan caddeye doğru
sesler döküldü...
Faruk Nafiz Çamlıbel
BEN VE SEN
Bendedir gülleri açmaz
bahçeler,
Üstünde kuş uçmaz bağlar
bendedir.
O coşkun gönül, ki
durmadan eser,
O göz , ki durmadan
çağlar, bendedir.
Gözlerin dalınca biraz
derine
Alıyor gönlümü beraberine
İçinden kan akıyor pınar
yerine,
Ferhat' ın deldiği dağlar
bendedir.
Senin her dalında bir gül
açarsa
Bana da bir diken verir bu
arsa.
Sendedir eğlenen, gülen ne
varsa
Ne varsa ah eder, ağlar,
bendedir.
Faruk Nafiz Çamlıbel